Nübüvvet-İmamet özdeşliğinden hareketle ve Platoncu "Filozof-Kral" modelini İslam'a uyarlamak suretiyle bir "Peygamber-Kral" modeli oluşturan Şii/İsmaili siyaset felsefesinin belli başlı kuramcıları, 9. yüzyılda Ebu Hatim er-Razi, 10. yüzyılda İhvan-ı Safa ve Farabi, 11. yüzyılda İbn Miskeveyh, 12. yüzyılda Şehristani, 13. yüzyılda (çeyrek yüzyıl boyunca Alamut kalesinde yaşamış olan) Nasiruddin Tusi'dir.
Nitekim 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı'da siyaset düşüncesinin temelinde Tusi'nin İbn Miskeveyh ve Farabi'nin metinlerine dayanarak kaleme aldığı "Ahlak-ı Nasiri" adlı yapıtının yer aldığı düşünülürse, bu kuramı incelemek aynı zamanda Osmanlı siyaset felsefesini de incelemenin kapsamı içine almak demektir.
Bugün İMAM Humeyni'nin velayet-i fakih teorisine dayanan İran'daki siyasal rejimin temelinde de yine bu kuram vardır. Ortadoğu'da olup bitenleri kavramak isteyenlerin, tıpkı Suud-i Arabistan ve Selefiliğin rolü gibi, bu kuramsal arka-planı ihmal etmemeleri gerekir.
Bir yandan Suud-i Arabistan ve Selefiliğin, öte yandan İran ve Şiiliğin belirlediği Ortadoğu coğrafyasında, son 20 yıldır Yeni-Osmanlıcı bir dil üzerinden Sünniliği temsil görevini üstlenmiş olan Türkiye'nin sürdürmek zorunda kaldığı teo-politik tutum, ancak bu üçlü saçayağının birlikte ele alınması halinde kavranabilir hale gelecektir.
Ortadoğu'da hiçbir siyasal hareket, "din" olgusu görmezden gelinerek çözümlenemez.
Burada düşüncenin ödevi, siyasal sorunları çözmek değil, çözümlemektir.
Not: Söyleşileri sürdürebilmek için desteklerinizi bekliyoruz, lütfen kanalımıza "abone" ve "üye" olmayı unutmayınız!
Katıl butonu için:
/ @ducanecundiogluresmikanal
Düzenli dersler için:
https://felsefedersleri.com