Ahmet Yüzeroğlu ile Bir Söyleşi

Опубликовано: 18 Апрель 2026
на канале: Bilsek TV (#bilsektv)
477
14

Ahmet YÜZEROĞLU kimdir?

1945’te Kahramanmaraş’ta doğdum. Sütçü İmam türbesinin bulunduğu cami bizim çocukluk dünyamızdı. Avlusunda koştuk oynadık, çocukluğumuz orada geçti. Sokağımız bizim dünyamız, mektebimiz ve her şeyimizdi. Kahramanmaraş’ta yaşayan şanslı insanlardan biriyim.

Çocukluk yıllarınızdan bahseder misiniz?

Biz 2’nci dünya savaşını yaşamadık. Yaşayan annelerimizden, teyzelerimizden, büyüklerimizden 2’nci dünya savaşını dinleye dinleye büyüdük. Kış gecelerimiz böyle geçerdi. Onlarda neden aç kaldıklarını, yokluk içinde yaşadıklarını ve aç kaldıklarını bilmezlerdi. Fakat bunlar 2’nci dünya savaşının yansımasıymış. Çekilen yokluklar, yoksulluklar ve acılar 2’nci dünya savaşına girmediğimizin bedeli gibi kabul ediyorum. Ucuz kurtulduk… Her şey yeniden kuruluyordu. Kahramanmaraş Hititlerdeki halini muhafaza etmeye çalışıyordu. Evlerimiz kırmızı topraklı, duvar duvara bitişik. Hep toprak evler vardı. Kaloriferli evler çok azdı. Onlarda eskiden Kahramanmaraşlı varlıklı kişilerin evleriydi. Kahramanmaraş, 81 ilimizin coğrafi olarak genişlik bakımdan önde gelen ve en güzel istiflerine sahip bir ildir. O zamanlar ev yapmak zor değildi. Herkes başını sokacak kadar kendi evini yapabiliyordu. Hititlerin bir özelliği olduğunu anladım. Hititler bu topraklarda otururken dışarıdan gelecek bir saldırı karşısında dağınık dururlarsa avlanacaklar, bu yüzden toplu bir savunma göstermek için duvarları bitişik yan yana evler yaparlardı. İşte biz bunun gününü 12 Şubat kurtuluşumuzda gördük. Kahramanmaraş’ımızın değerlerini ve kültürel özelliklerinin gününü kurtuluşumuzda gördük.

Hürriyet 1923’te kuruluyor. İnkılaplar peş peşe geliyor. Kahramanmaraş tarihin kıdemli bir şehridir. Bu il dışarı kapalı bir toplum. Tüm özelliklerini günümüze kadar iyi-kötü getirebildi. Okullar yeni yeni açılıyor. Bunun için halkımız henüz bilinçli değildi. Okullara ‘gâvur’ okulu gözüyle bakılıyordu. O zamanlar devlet de halkı anlamıyordu. Halk cahil sürüsü olarak görülüyordu. Halkın değerleri incitilmeye çalışılırken eski okumalar basılıyordu. Okumaya giderken korkarak giderdik. Her an okumamız basılır korkusu vardı. Kürsülerimizi eve dahi götüremezdik. Okuduğumuz okumayı da çuvala koyardık. Bir baskın olacağı zaman cüzlerimizi kale dibindeki yangın merdivenine koyup kaçardık. Böyle bir kuşak yetişti. Kapımız açıktı bir gün buz baba dediğimiz amca geçiyordu hanım ‘bak Ali bey geçiyor, oğlanı mektebe alsın’ dedi. O zamanlar erkek çocuklar okula gönderilmiyordu. Bizim çocuğumuz yok deyip ahırlarda saklıyorlardı. Okula 2 yaş vakti geçmiş olarak başladım. Okul zamanları çok güzeldi. Defterimiz yok denecek kadardı, olanda saman çöpü üzerine yapışmış şekilde kalitesizdi. Ama bu defterleri öğretmenimiz elimize vermezdi çok kıymetliydi. Tavana doğru yüksek bir camekân dolap vardı. Defterlerimiz orada muhafaza edilirdi. Yazacak kalemimiz hiç olmazdı. Babam çok güzel Osmanlıca yazardı. Halen babamın o yazısına bayılırım. Ben de babamın 2 defteri var okumaya da çok meraklıyım. Cumhuriyetin ilk yıllarında okul kitaplarının tamamı babam da mevcuttu. Bu şartlar altında okuduk. Babam köşkerdi ama daha önce Osmanlıca öğrenmeye çalışmış. Kâtip gibi bir mesleği olabilmesi için çok çalışmış. Kaleme çok meraklıydı.
Kaynak: http://marastahaber.com/roportaj/gore...
#bilsektv​ #edebiyat​ #Öğretmen