Mustang Film 2015 ; Olay Bakire Muhabbet Sahnesi...

Опубликовано: 30 Ноябрь 2025
на канале: SpecialtyArt
249,708
301

Mustang is a 2015 internationally co-produced drama film directed by Turkish-born and French-raised film director Deniz Gamze Ergüven. The film is set in a remote Turkish village (Inebolu, Kastamonu) and depicts life of five young orphaned sisters and challenges they face growing up as girls in a conservative society.[6] The event that triggers the family backlash against the five sisters at the beginning of the film is based on Ergüven's personal life.[7]

It was screened in the Directors' Fortnight section at the 2015 Cannes Film Festival[8][9] where it won the Europa Cinemas Label Award.[10][11] Mustang is the first feature film directed by Deniz Gamze Ergüven.[12] It won the 2015 Lux Prize. It was selected to be screened in the Special Presentations section of the 2015 Toronto International Film Festival.[13] The film was nominated for the Best Foreign Language Film at the 88th Academy Awards.[14] It was also nominated for a Golden Globe Award for Best Foreign Language Film.[15]

New Mustang Sous-titres du film “Mustang'' french subtitles

Güneş Şensoy as Lale
Doğa Doğuşlu as Nur
Elit İşcan as Ece
Tuğba Sunguroğlu as Selma
İlayda Akdoğan as Sonay
Nihal Koldaş as the grandmother
Ayberk Pekcan as Erol
Erol Afşin as Osman
Mustang has been compared to Sofia Coppola's debut, The Virgin Suicides, with good reason. Like that 1999 film, this Turkish drama tells the story of five teenage sisters coming of age in a repressive home with a tone of aching melancholy.

“Mustang”, herşeyden önce sağlıklı bir başkaldırının öyküsü. Umut dolu bir haykırış. Her tür baskıya karşı direnmeye çağrı. Alabildiğine gerçekçi, bir o kadar da idealist sağlam senaryosuyla incelikli bir toplumsal analiz. Son derece başarılı oyuncu yönetimiyle, duygusallıktan uzak duran duyarlı diliyle, farklı sinefil göndermeleri başarıyla kotaran özgün mizanseniyle, didaktizmin tuzağına düşmeden tavır alan, dik duran, cesur bir film...

İnebolu yakınlarında deniz kıyısındaki bahçeli evde, büyükanneleriyle yaşayan, en küçükleri ilkokul öğrencisi 5 yetim kızkardeş, yaz tatiline girdikleri gün, erkek okul arkadaşlarının omuzuna çıkarak denize girip eğlendikleri için, komşuların dedikodusu üzerine, tatili evlerinde hapis olarak yaşamaya ‘mahkûm’ edilirler. Ev çevresinde ve pencerelerde yükselen demir parmaklıklar; etekleri uzayan çirkin giysiler; komşu kadınların gelip verdikleri ev işi dersleri; İlk gençliklerini yaşamaları yasaklanan ve hemen görücü usulu evlendirilen lise öğrencisi iki ‘büyük kız’... Mahalle baskısının, bağnazlığın, cinselliği tehlike olarak gören ataerkil geleneklerin otoriter şiddetine karşı her biri farklı biçimde direnen, çıkış yolları arayan genç kızların dizginlenemeyen yaşam gücü, özgürlük arayışları...

Her ayrıntının genel tabloyu incelikle tamamladığı filmin sonlarına doğru, televizyondan gelen haberlerde uzun uzun dinlediğimiz Bülent Arınç’ın, gülmemesi gereken örnek kadını tanımladığı o en hafif sıfatıyla ‘talihsiz’ konuşması, çağdışı sürüklenişin vehametinin altını usulca çizmekte. Baskıya, filmin adını aldığı özgürlük simgesi at cinsi kadar alerjik olan genç kızlar içinde en kararlısı, girişken küçük Lale (olağanüstü bir yorum sergileyen Güneş Nezihe Şensoy), evlenmeyi reddeden diğer ablasıyla birlikte ev hapsinden kurtulup İstanbul’a kaçacak ve sınıf öğretmeninin yanına sığınacaktır... Bu son ayrıntı bile, Türkiye’nin sürüklenmek istendiği ortaçağ karanlıklarına karşı direnişin en önemli kalesinin laik eğitim olduğunu vurgulamakta...