9-İslâm Nedir?...

Опубликовано: 29 Июль 2026
на канале: Ahir Zaman İnsanları
29
5

İNSÂN
Arapça ins kelimesinden türetilmiştir. “Beşer, insan topluluğu” anlamına gelen ins, daha ziyade insan türünü ifade etmekte olup bu türün erkek veya dişi her ferdine insî/enesî yahut insân denmektedir.

nesiye: unuttu
yense: unutur/unutuyor
inse: unut
nâsin: unutan
nisyân: unutmak

Kelimenin aslının “unutmak” mânasındaki nesyden insiyân olduğu da ileri sürülmüştür. Böyle düşünenler İbn Abbas’a nisbet edilen, “İnsan ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır” şeklindeki rivayete dayanırlar. Bu kelime üns masdarı ile de irtibatlandırılmıştır. “Alışmak, uyum sağlamak” anlamına gelen üns Türkçe’de ünsiyet olarak kullanılmaktadır. Teennüs “insan olmak” mânasına gelirken isti’nâs “cana yakın olma anlamı taşımaktadır. Nitekim enes vahşetin karşıtıdır. Ayrıca insânü’l-ayn tabirinin “göz bebeği” anlamına gelmesi dikkat çekicidir. (Cevherî, III, 904-906; Lisânü’l-ʿArab, “ins” md.) Râgıb el-İsfahânî ins kelimesini cinnin, üns kelimesini de “ürkmek” anlamındaki nüfûr masdarının karşıtı olarak gösterir. Müellife göre insana bu ismin verilmesi, hemcinsleriyle birlikte uyum halinde yaşayabilmesiyle ilgilidir; insanın “yaratılışı itibariyle sosyal varlık” olarak tanımlanması da bundan ötürüdür.(el-Müfredât, “ins” md.)

CÎN
Sözlükte, "gizli ve örtülü varlık, görülmeyen şey" anlamına gelen cin, terim olarak duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen; ateşten yaratılmış, mânevî, ruhanî ve gizli varlıklara verilen bir addır.
Cin kelimesi geniş anlamıyla ele alındığında, insan kelimesinin karşıtı olarak kullanılır ve herhangi bir kayıtla sınırlandırılmamışsa, duyu organlarından gizlenmiş bütün mânevî varlıkları ifade eder.
Cinler, duyu organlarıyla algılanamayan varlıklar olduğu için, onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadisler, cinlerden bahsetmekte, doğru düşünebilen akıl da bunu imkânsız görmemektedir. İnsanların cinleri göremeyişi, gözlerinin cinleri görecek yetenekte yaratılmamış olmasındandır.

Fıtrat, Mizaç ve İslâm

Fıtrat: Her insanın ortak yaratılış temelidir. İnsanlar bu yaratılış temelindeki acziyetleri(ihtiyaçları ve istekleri) doyurmak için davranışlar sergilerler.

Örnek: İçgüdüler ve ihtiyaçlar(açlık, korku, tuvalet ihtiyacı, susuzluk, cinsellik, hayatta kalma ve varlığını devam ettirme, tapınma)

Yüzünü bir hanif olarak dine çevir. Allah’ın insanları yarattığı fıtrata (uy). Allah’ın yaratmasında değişiklik yoktur. İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.
(30/Rûm, 30)

Hiç şüphesiz biz, her şeyi bir kaderle yarattık.
(54/Kamer Suresi, 49)

Ebû Hureyre"nin (ra) naklettiği diğer bir hadistede, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…”
(Buhârî, Muslim)

Mizaç: İnsanların ortak yaratılış temellerinin üzerine inşâ edilmiş olan birbirlerinden farklı yaratılış çeşitleridir. İnsanlar bu yaratılış çeşitlerine göre davranışlarını belirlerler.

De ki: “Herkes tıynetine/mizacına/meşrebine uygun hareket eder. Rabbiniz kimin daha doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.”
(17/İsrâ, 84)

İslâm'da fıtrat ve mizaç: Allah'ın(CC), kendisine kulluk edilmesi için indirdiği din İslâm'dır. İslâm, insanın fıtratını doğru şekilde doyurmasını ve mizacını doğru şekilde yönlendirmesini sağlar. İnsan, İslâm'a uyduğu zaman davranışlarını Allah'ın rızâsına uygun şekilde düzenlemiş olur.

...Bugün, sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslam’dan razı oldum...
(Mâide 3)

Allah, iman edenlerin Velisidir/dostudur. Onları karanlıklarından aydınlığa çıkarır...
(2/Bakara, 257)

“Kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz ki ona sıkıcı/dar bir hayat vardır ve Kıyamet Günü'nde onu kör olarak diriltiriz.”
(20/Tâhâ, 124)

Onlar ki; iman edip, kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain/huzur ve güven içinde olanlardır. Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.
(13/Ra'd, 28)

İnsan mizacını tamamen değiştiremez, durduramaz, yok edemez. Sâdece belirli bir kalıba sokabilir, düzenleyebilir, yön verebilir.

İnsanların mizaçlarına göre imtihan ağırlıkları da farklılık gösterir. Birisi için kolay olan bir imtihan diğeri için ağırdır. Dolayısıyla kim Allah'ın(CC) rızâsı için daha fazla sabır ve şükür ederse, daha fazla cehd ederse onun ecri daha büyüktür. Ama tabi ki Allah(CC) bütün insanları, çeşitli vesilelerle, adil bir şekilde, bazılarını önce bazılarını sonra olmak kaydıyla imtihan edecektir. Kişinin üzerine aldığı İslâm ahlâkı, mizacı ne olursa olsun yaşadığı zorluklara ve kolaylıklara yani imtihanlara karşı bakışını(sabır, şükür, cehd) da değiştirecektir.

Yoksa insanlar, “İman ettik.” dedikten sonra, imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
(29/Ankebût, 2)

O (Allah) ki; hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek/ortaya çıkarmak için, ölümü ve hayatı yarattı. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr’dur.
(67/Mulk, 2)