Murat'ın Rüyası

Опубликовано: 02 Август 2026
на канале: Burak Kaya
503
8

Murat Gülerci'nin anısına...

Müzik: Özgür Kıbrıs

Yaşama veda ettiği 6 Kasım 2014 tarihinde, onu yitirişimizden birkaç saat önce kaleme aldığı yazısından:

"Üniversiteden mezun olduğumda İstanbul'da yüksek katlı bir plazada işe başlamıştım. Kısa bir süre dayanabildim o tempoya. Bir öğlen arasında yemek sonrası kravatımı çıkartıp istifa mektubu yazdım ve ertesi gün Kaş'a gittim. Kendime gelmem bir ay sürdü ve benim böyle bir ortamda çalışmamın mümkün olmadığını anladım.

Sonra, mesleğim ile hiç ilgisi olmamasına rağmen inşaat sektörüne girdim. Açık alandaydık ve eski işime göre çok daha özgür hissediyordum.

Çalıştığım firma, sahipleri tarafından bir manipülasyon yapılarak batırıldı ve bu kendi işimizi kurmaya sebep oldu. Ticaret hayatı içerisinde gördüğüm tek şey ahlaksızlıktı. Ticareti küçük boyutta yapan insanlar (ki bu ülkenin çoğunluğunu oluştururlar) büyük yiyicilerden arta kalanları kapmak adına birbirlerini yerler. Mide bulandırıcı bir rekabet, ahlaksızlık, mesleğe ihanet, çalışanların sömürülmesi, mesleki ilkesizlik ve okumuş ama niteliksiz tonla insan. Hayatları tek bir şeye kanalize olmuştu bu insanların, 'Para'.

Çoğu üniversite mezunu olan bu insanların çoğunun ne bir hobisi vardı ne de iş dışı bir merakları.

Aradan yıllar geçti ve ben mesleğimi bırakıp İstanbul'a döndüm. Döndüğümde İstanbul ilk işe başladığım plazaya dönüşmüştü. Tek ve dev bir plazadan oluşmuş yekpare bir yapıya benziyordu. Boğulma tehlikesini atlatıp bu sefer Dalyan'a kaçtım.

Hayatı giderek basitleştirmenin yollarını arıyorum. Araç kullanmamaya dikkat ediyorum. Telefonla çok zorunlu olmadıkça konuşmuyorum. Televizyon hiç izlemiyorum. Sitelerden, AVM lerden ve tatil köylerinden uzak duruyorum. Açık büfe yemek sapkınlıklarına uzaktan bile bakmıyorum.
Hayatımdan stresi büyük ölçüde attım.

Kendimi dinlemeye bolca zamanım var. Para umurumda bile değil, geçinecek kadarı yeterli. Fazla sese, gürültüye, kibirli ve budala insanlara, yüksek binalara, betona, beton kafalılara, hırslı insanlara tahammülüm yok. Uzak duruyorum.

Zaman buldukça bisikletle doğa gezileri yapıyorum Dalyan'da. Zamanım varsa bir tepenin üzerine çıkıp bir ağacın gölgesinde bir kadeh şarap eşliğinde kitap okuyorum ya da müzik dinliyorum.

Etrafa baktığımda görüntüyü kesecek, alan derinliğini yok edecek hiç bir şey yok.

Buralar da bozulacak elbet. O zaman ne yaparım bilmiyorum. Daha uzaklara kaçmak gerekecek belki.

Talihsiz bir çağın bireyleriyiz. Gelecek de pek iç açıcı görünmüyor...

Tek bir endişem var o da oğlum ve onun gelecekteki hayatı..."