Akad ve Ayhan Işık işbirliğine dair filmlerden biri olan 'Katil'; hapse düşmüş masum bir gencin hapisten kaçarak, adını temizlemek adına yaptığı yolculuğu konu eder. Filmde Ayhan Işık'ın canlandırdığı evli ve bir oğlu olan Kemal'in hapise girişinden sonra eşi (Gülistan Güzey) ve çocuğu geçim zorlukları ile karşılaşırlar. Çalışmaya başlan eş, sonrasında İstanbul'un karanlık sokaklarında kimliğini ve benliğini kaybedecektir. Kemal, hapisten kaçıp aklanmasından sonra, artık hiçbir zaman ulaşamayacağı eşinden haber alamayacak, akıbetini bilemeyecektir. Oğlu ile birlikte İstanbul'dan ayrılırken, onları uzaktan seyreden eş ise karşılarına çıkamayacak ve Haydarpaşa'dan yitik bir kimlik ve kaybedilmiş bir hayat ile ayrılacaktır.
Filmin en önemli özelliği ise Sinop Cezaevi'nde hapsedilen Kemal'in kaçısı sonrasında İstanbul'a ulaşmasına değin süren ve filmin önemli bir bölümünü teşkil eden sahnelerin senaryosuz ve doğaçlama bir şekilde Akad ve ekip tarafından bir bakıma deneysel bir biçimde çekilmesi... Lütfi Akad; görüntü yönetmeni Kriton İlyadis; yapımcı Osman F.Seden, Ayhan Işık ve iki asistanla Sinop'a kadar iki araba ile giderler. Yolda kaza geçirirler, arabaları devrilir ancak yola devam ederler. Sinop'a vardıktan sonra, İstanbul'a kadar, Akad'ın hoşuna giden; filme hizmet edeceğini düşündükleri her yerde çekim yaparlar. Ekibe Adapazarı'nda Nubar Terziyan da oyuncu olarak katılır ve ekip filmin dış çekimlerinin büyük çoğunluğunu bitirmiş halde İstanbul'a döner.,
Lütfi Akad 2004 yılında İş Bankası yayınlarından çıkan 'Işıkla Karanlık Arasında' adlı kitabında şöyle anlatır : ''...'Katil' filminin yazılmamış ''Kaçış'' bölümünden başlayacağız. Geçen yıl da Hudson marka koca otomobili ile bizi oradan oraya taşıyan şoför Cemil'in arabasına doluyoruz. En toplumuz Osman olduğu için o önde, arkada ben, Kriton ve Ayhan. Arkadaki arabada sürücü ve iki yardımcımız yola çıkıyoruz, kimi nedenlerle oyalandığımız için gece olmadan Kastamonu'ya varmak istiyoruz, bu nedenle Cemil biraz hızlı sürüyor. Çerkeş'de keskin bir virajı alır almaz karşımıza bütün yolu kaplayan eşeğe binmiş üç yolcu çıkıyor, Cemil çarpmamak için ne gerekiyorsa yapıyor, onlar kurtuluyor ama biz dört tekerleği havada kalacak biçimde devriliyoruz. Arabanın içinde ne yapacağız diye devinirken keskin bir benzin kokusu alıyorum ve 'Benzin !' diye bağırıyorum, 'çabuk çıkalım.' Hepimiz sağ salim dışarıdayız, ama içimizde en şaşıranı Osman, ön tarafın o küçük penceresinden nasıl çıktığını anlamaya çalışıyor. Neden sonra gerilerde kalmış ikinci araba geliyor, elbirliğiyle arabayı sallayarak bir seferde yerine oturtuyoruz. Bütün bunlar olurken bir türlü aklımdan çıkmayan dehşet verici bir şey daha oluyor. Yan yana giderek yolu bütünüyle engelleyen eşekli üç yolcu başını bile çevirip bakmıyor, devrilen arabada yaralanan ölen var mı, umurlarında değil, konuşmalarını sürdürerek gidiyorlar. Cemil arabayı gözden geçiriyor, sorun yok. Doluşup yola devam ediyoruz, bir süre eşeklileri kolluyorum, yoklar. Bir yan yolda göremediğimden duman oldular diyorum. Gün batarken Kastamonu'dayız. Sabah kahvaltı etmek üzere otelin yemek salonuna iniyoruz...'' Anlatıma denk düşen çekimlere dair bir resim... http://imgur.com/PW4FyID