merhaba, bu videoda ismim en sevdiğim renkle yazılı ve arka planda en sevdiğim çift var.
ben küçüklüğümden beri, yani ilkokuldan, hep yaşıtlarımdan daha kiloluydum. bu da ilkokul çağlarında diyetisyenlerle tanışmama, benim gibi bir çocuğa oldukça ağır gelecek ve bana yemek yemenin kötü bir şey olduğunu düşündürecek diyetler yapmama sebep oldu. diyetisyenlerin yöntemi yanlıştı ve doğrusunu bilen de yoktu. bu yüzden ben on altı yaşımın ilk yarısına kadar ve şu an da özgüveni içinde oldukça düşük ama bunu belli etmeyen ve kendine oldukça güvenen biriymiş gibi gözüken bir çocuğum. yemek yemek istemeyip kendimi durduramadığım, bunun için sürekli kusmak ve hastalıklı bir şekilde bunu yapmak istediğim, uyumadan önce yediği tek bir lokmanın tüm gece boyunca en az iki saat kusmayı düşündüğüm ve bin kilo gibi hissettiğim, anoreksiyanın benim durumumdan iyi olduğunu düşündüğüm yıllar geçirdim. kilomla ilgili yapılan şakaya gülerken ağlamışım gibi gösterdiğim ama üzüntüden ağladığım yine de yemek yemeye devam etmek zorunda olduğum masalara oturdum. yeme bozukluğunu bırakamadım, hâlâ var, asla gitmiyor. bitti dediğim an geri geliyor ve her bir lokmamın kalorisiyle beni alaşağı etmekten çekinmiyor.
üç aylık diyet sürecimde on bir kilo verdim ve bu sağlıklı oldum. kendimi kısmadım, fast food da yedim, paketli yiyecek de, tatlı da. ve hiçbiri kilo vermeme engel olmadı, spor da yapmadım, yemek saatlerimi da tam olarak tutturamadım. bu şimdi sevinsem de küçüklüğüm için üzdü beni, bu kadar yıpratılıp yemeklerden soğutulmasına gerek yokmuş dokuz on yaşlarındaki bir çocuğun, böyle de oluyormuş. artık on altı yaşındayım ve bunları biliyorum. yine de her ay çıktığım o tartıda aynı sayıyı veya fazlasını görmektense ölmeyi tercih edeceğimi biliyorum. bunu yazarken ağlamadığıma nasıl şaşırdığımı da.
bu şarkı kendini kesmek anlamında zarar vermekle alakalıydı sanırım, öyle görmüştüm ama ben yeme bozukluğum için çevirdim. hayatımın en kötü hastalığı ve benden başka bir doktoru da yok. aylardır bitti diye kendimi kandırıyorum. kilo verdikten sonra bile hâlâ yemeği doyduğumda bırakamıyorum ve sonrasında suçluluk duygusu tüm bedenimi ele geçiriyor.
ben birkaç gün önce ev yapımı hamburger yedim, aşırı lezzetliydi. yarısında doydum ama bırakamadım. sanırım yemeği bırakırsam peşimden ağlayan pirinç taneleri olacağı fikri beni hâlâ rahatsız ediyor, gelecekteki çocuğuma asla bunu söyleyerek yemek yedirmeye çalışmayacağım. neyse bırakamadım işte, sırf peşimden ağlamasın diye :) sonra çok pişman oldum, midem şisti ve tüm vücudum yer çekimiyle ağırlaştı, öyle bir şey olmadı tabii, ben öyle hissettim. tuvalete girdim ve bildiğim tek yolla, boğazıma parmak atarak kusmaya çalıştım, en az sekiz dakika. olmadı, midem biraz bulandı ama biri iğrenç bir hikaye anlatınca daha çok bulanırdı yani. internetten aratmaya önce gururum el vermedi ama duramadım, arattım. tuzlu işe yarıyormuş, bir pet şişeye biraz su ve alabildiğine tuz ekledim. içtim, iğrençti, tekrar içtim, parmak attım, olmadı. en az on beş dakikalık bir denemenin ardından kusamadım. ve bu sefer sadece midemdeki garip tat ve boğazımı yakan tuzla kaldım. tuz midemi bozdu, çok yedim diyerek yutturdum aileme. ve bundan pişmanım, keşke yapmasaydım. ve bundan pişmanım, yine de keşke işe yarasaydı.
bu kadar pişmanlık ve bilinçten sonra içimden bir ses hâlâ o zayıflıktan bayılan ve ciddi sorunlar yaşayan insanlara, yediklerini kusup fit kalanlara ve kaburga kemikleri dışarıdan görünen hastalıklı insanlara özeniyor. hâlâ bazen keşke bi' sağlık problemim olsa da bir anda eriyip gitse kilolarım derken buluyorum kendimi, bu bazenler neredeyse her gün oluyor. bunun hastalıklı olduğunu biliyorum, hiçbir sağlık problemim olmadığı için şükretmem gerektiğini biliyorum ama vücudum ne kadar sağlıklıysa zihnim o kadar hasta, bundan vazgeçemiyorum. ve bu hastalıklı zihin istediğini alana kadar durmayacak bunu biliyorum.
neyse, çeviri pek içime sinmedi, içimi de dökmek istedim biraz. umarım sonraki günü iple çektiğiniz için heyecandan uyuyamadığınız uykularınız olur, güzel geceler, tatlı rüyalar. 💗