Büyük maddi zorluklar, heyetin günlük öğünlerine kadar hayatın her anında etkili oluyordu. Her gün tek çeşit yemek yeniyor, ana yemek varsa çorba, çorba varsa tatlı yapılmıyor, kimsenin karnı bir gün olsun tam anlamıyla doymuyordu. Ancak dişten tırnaktan artırılak ayrılan bütçelerle uzun aralıklarla da olsa bazı akşamlar tam anlamıyla bir yemek menüsü sofraya konulabiliyordu.
İşte o akşamlardan birindeydi heyet. Önce çorba içilecek, ardından pirzola yenecek ardından da Mustafa Kemal’in masrafını cebinden karşıladığı malzemelerle hazırlanan irmik helvası servis edilecekti. Ancak menü heyetle paylaşılmamıştı. Biraz da sürpriz olsun, dostlarının bir nebze olsun ağzı tatlansın istiyordu ulu önder.
Çorbalar içilmiş, pirzola yenmişti. Yemeğini hızla bitiren Alfred Rüstem bey, üniformasının üst cebinden çokça açlığını çektiği sigarasını çıkarttı. Bir hışımla yaktı ve lokomotif gibi tüttürmeye başladı. Ancak yemek faslı bitmemiş, tatlı henüz servis edilmemişti. Mustafa Kemal, Alfred Rüsteme döndü. “Acele etmeyin Rüstem bey, iştahınız kapanmasın, yemek devam edecek” dedi.
Bu dostça öneri, beklenmeyen bir karşılık buldu. Alfred Rüstem, Mustafa Kemal’e öyle bir bakış attı ki sofra bi anda buz kesti, sessizlik dalgası anında tüm masaya yayıldı. Bu uyarıyı, hakaret olarak algılamıştı. “Sizden müsaade almadan sigara içmeyi adaba aykırı bularak bana ihtarda bulunuyorsunuz, yemek arasında hep sigara içilirken bugün neden müsaade almama lüzum görüyorsunuz” diye bağırdı.
Her şey o andan sonra başladı...