DÜNYA ALIŞVERİŞ MERKEZİ
Milyonlarca yıldır milyarlarca müşterinin alışveriş yaptığı bir market varmış.
Herkes kendince bir şeyler alır verirmiş burada. Kimisi çok güzel seçimler yaparmış kimisi müsrifçe sermayesini savururmuş.
Müşteriler bir anda gözlerini açarlarmış bu markette. Öylece alışveriş yaparken bulurmuş kendilerini. Gerçi ilk birkaç dakika ne oldup bittiğini anlamaları ve ortama alışmaları için geçermiş. Ama insanlar bu ilk dakikaların nasıl geçtiğini anlamazlarmış. Öylesine dalarlarmış ki alışveriş sanki ezelden beri sürmektedir ve sonsuza dek devam edecekmiş gibidir.
Markete alıştıktan sonra da etraftaki ışıltılı ürünler gözlerini alırmış. Herkes bir şeyleri ve daha fazla şeyleri elde edebilmek için kendini kaptırırmış. Pek kimse içinde bulundukları durumu düşünmeye zaman ayırmazmış.
Herkesin önünde bir market arabası ve ilk başta sahip olduğu bir miktar sermaye varmış.
Kimisinin başlangıçtaki sermaye çok fazlaymış kimisinin ise adeta hiçbir şeyi yokmuş.
Alışverişe başlarken kimisinin arabası ağzına kadar dolu iken, kimisinin ise arabası neredeyse bomboşmuş.
Genellikle herkesin arabasında yine de bir şeyler bulunurmuş.
İlk başta market arabası ne kadar dolu olsa da içindekiler kolayca kaybolabilirmiş ya da aksine boş araba market çıkışı ağzına kadar dolabilirmiş.
Kimisinin arabasında güzellik, kimisinde sağlık, kimisinde akıl varmış. Ve daha neler neler... Statü, ahlak, güç, maddiyat, sevgi, zeka, yetenek, estetik, düşünebilme kabiliyeti ve daha neler neler...
Tuhaf bir şekilde ürünler değişik oranlarda bulunurmuş market arabasında. Güzel olanın sağlığı olmazmış, zengin olan sevgi bulmaz; zekası olanın malı yokmuş, her şeyi olanın gençliği yokmuş. Herkes başkasının arabasında gördüklerine imrenirmiş. Çoğusu kendi arabasındakileri göremezmiş.
Market arabası ağzına kadar da dolu olsa yine de herkesin içten içe özlemiyle yanıp tutuştuğu bir şeyler olurmuş illa. Sevdiğine kavuşmak isteyenler, sevilmek için yanıp tutuşanlar, sevecek birini arayanlar, sağlık için elindeki her şeyi verebilecekler, huzur arayanlar, derbederler ve niceleri...
Raflarda da satın alınabilecek ürünler ve asla satın alınamayacaklar bulunurmuş. Ve herkesin de alışveriş yapabilmek için bazı sınırları varmış.
Herkes her şeyi alamazmış.
Kimisi ne kadar sermayesi olursa olsun güzellik satın alamazmış, kimisi sağlık alamazmış, kimisi ise özgürlük, sevgi, saygı, huzur, mevki, güç...
Kimisi aç gözlüymüş, her şeyi arabasına atmak istermiş.
Kimisi hep maddi şeyler alırmış; araba, altın, ev, bahçe... Kimisi soyut şeyler; sevgi, aşk, onur, gurur, vicdan huzuru, şefkat,
Somut (maddi) şeylerde çok sıra oluyormuş halbuki çoğusunun en büyük ihtiyacı soyut (ahlaki) şeylermiş. Aslında soyut şeylere erişmek daha kolaymış ama onun için de sermayende yeterince "akıl" olmalıymış. "akıl" satın alınamazmış.
Kimisinin arabasında ilk başta pek akıl olmasa da çoğunluk yine de en çok "akıl" sahibi olduğunu düşünürmüş.
Alışveriş yapmada sanki tuhaf kurallar varmış. Mesela bazı şeyleri bazı kişiler ne kadar istese ve ne kadar çalışsa da alamazmış. Sanki gizli bir el onu engellermiş. Aynı şekilde bazen de hiç uğraşmayan biri bazı şeyleri kolayca bol bol alabilirmiş.
Markette kalma süresi de belirsizmiş. Kimisi uzun süre markette vakit geçirirken kimisinin süresi pek azmış.
Ne kadar sermayesi ve aklı olsa da "zaman" satın alınamzmış. Zaman satın alınamazmış ama zamanı değerlendirmek kişilere bağlıymış. Ve herkesin edinemedikleri; şefkat, güven, saygı...
Gerçekten sevmeyi ve sevilmeyi çok kişi istermiş ama çoğusu buna ulaşamazmış. Ulaşanların bir kısmı da bunun farkında değilmiş.
Çoğunluk market arabasını ne kadar çok doldurursam o denli mutlu olurum havasındaymış. Öte yandan boş market arabası ile bile mutlu olabilenler de varmış.
Yine çoğu kişi kendisini mutlu edecek asıl şeyleri umursamazmış.
Birçoğu farkında olmadan cennet peşine giderken aslında kişisel cehennemlerine koşarlarmış. [Nathaniel Branden - Aşkın Psikolojisi] Çoğu zaman olup biten fark edildiğinde iş işten geçermiş.
Serçelerin şapşalca şarkı söylemeleri kimsenin dikkatini çekmezmiş. Kedilerin minik birer aslan gibi yürümeleri, güzel kokan bir bebeğin dünyadan habersizce gülümsemesi, renklerin muhteşemliği, doğanın müthiş çeşitliliği, iyiliğin huzuru...
Müzik, müziğin marketin ötesinde hissettiren alıp götürmesi. Herkes indirim anonslarına pür dikkat kesilirken etrafındakileri umursamazmış. Bilmediğini bile bilmezmiş kimisi. Mesela birçoğu Vivaldi'nin gördüğünü gibi göremezmiş ilkbaharı, yazı, sonbaharı ve kışı.
Marketten çıktıktan sonra ne olduğunu kimse net olarak bilmezmiş ama şunu da görürmüş herkes. Markete girdiğinde araban ne kadar dolu olsa da ya da markette ne kadar çok şey almış da olsan çıkarken arabayı boş teslim ediyormuşsun
Ürünlerin parıltısına kapılanlar çıkış kapısına ya hiç bakmazmış ya da baksa bile umursamazmış.
İyi alışverişler