2021’de Netflix’te yayımlanan Don’t Look Up filmini hatırlarsınız. Bu filmde, iki gökbilimcinin Dünya’yı yok etmek üzere olan bir kuyruklu yıldızı keşfetmeleri ve bu konuda önlem almak için başta hükümet olmak üzere insanları uyarmaya çalışmasını konu alıyordu.
Bütün film boyunca deli yaftası yapıştırılan ve dalga geçilen küçük bir grup insanın Dünya’yı kurtarmak için herkese karşı savaşarak ellerinden geleni yapmasını anlatıldı. Şimdi Amerika’yı Türkiye, göktaşını da deprem olarak değiştirin. Yine bilim insanları televizyona çıkıp olacak depremlere karşı uyarıyor. İnsanları uyarmaya ve farkındalık yaratmaya çalışıyor.
Özellikle Kahramanmaraş depremi ile ilgili birçok bilim insanı da daha önce uyarısını yapmıştı. Ama hiçbiri dinlenmedi. İşte bunlardan biri de Prof. Dr. Naci Görür’dü…
Deprem olduğunda vicdanen büyük bir mutsuzluk yaşadığını; ancak hiçbir siyasiden destek alamadığını söyledi. İşte bu durumun yaşanmaması için depremden sonra onu TV ekranlarında daha fazla görür olduk. Ama bu sefer de kaygı ve korku yarattığı gerekçesiyle Doğa Rutkay’ın ve birçok insanın hışmına uğradı.
Bunun bir sebebi de İstanbul depremi ile ilgili söylediği şeylerdi.
Yıllardır deprem olacağı konuşulan İstanbul için Naci Görür de alarma geçti. Ama bu sefer de “Yeter artık korkutma bizi,” dediler. “Bir tek sen mi biliyorsun?” dediler. “Bize depremin yerini ve saatini söyle,” dediler.
Çarpık kentleşmeye, yozlaşmaya değil de bilim akademisi üyesi, eski İTÜ öğretim üyesi ve dekanı, ödüllü bir bilim insanının sürekli televizyonda olmasını hedef gösterdiler.
Tabii bunun nedenleri arasında; 2016’da İstanbul’da deprem olacağını söylemesi ve olmaması; 17 Ağustos depreminden sonra Fransız gemilerindeki incelemeye bakarak İstanbul’da korktuğumuz olmayacak demesi ve jeotermal enerjinin sağlığa zararlı olmadığını söylemesi de var tabii.
Ancak bilim insanı kimliğiyle konuşan Naci Görür bu durumu da bilimsel verilerle açıklamaya çalıştı.
Tabii sadece bu değil. İTÜ’den istifa ettiğinde; üniversitelerin siyasallaştığını, öğrencilerin sadece sınıf geçmek için çabaladığını, öğretmenlerin ise kendisinden üstün gördükleri kişilerden rahatsız olduğunu söyleyip istifa etmesiyle de büyük yankı uyandırmıştı.
Daima kendi bildiğini söyleyen ve doğruların peşinden giden biri olarak olası İstanbul depreminde Kanal İstanbul’da yaşanacak yıkıma karşı da uyardı.
"Kanal nerede yapılırsa yapılsın Marmara’ya girdiği yerde en az 10 şiddetinde etkilenecek. Daha fazla da olabilir." dedi.
Söylediği tüm bilimsel verilere rağmen hâlâ onu şovmenlikle ya da felaket tellallığıyla suçlasalar da o davasından vazgeçmiyor. Birçok deprem olacak, diyor. Depremlerin şiddetine dikkat çekiyor. Depremden sonra ah vah etmenin faydasız olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Peki, gerçekten doğruyu mu söylüyor?
Özellikle İstanbul depremi söylemleriyle kendine çıkar mı sağlamaya çalışıyor?
Yoksa yöneticilerin ve halkın sorumsuzluğunu yüzümüze vurup artık harekete geçmemizi mi istiyor?