"Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum."
Dünya edebiyatının en meşhur, en buz gibi başlangıç cümlesidir bu. Bu cümle, bir evladın acısızlığından değil; bir insanın, toplumun ondan beklediği o sahte keder oyununu oynamayı reddedişinden doğar. Albert Camus’nün "Yabancı"sı, bizi Meursault ile tanıştırır. Meursault; bir katil, bir memur ama hepsinden öte, bu hayata "yabancı" bir adamdır.
Meursault, bir günahkar mı yoksa dünyanın en dürüst adamı mı? Ona Marie tarafından sevip sevmediği sorulduğunda, "Sanırım hayır ama bunun bir önemi yok," diyebilecek kadar dürüsttür. O, anlam yüklemeye çalışmadığı bir dünyada, sadece ânı yaşar.
Onun için hayat, verili bir anlamdan yoksundur. Güneş ısıtır, deniz serinletir, kahve içilir ve insanlar ölür. Meursault, bu döngünün içinde bir makine dişlisi gibi değil, bir izleyici gibi hareket eder. Toplumun ondan beklediği duygusal tepkileri vermediği her an, aslında kendi idam fermanına bir imza daha atar.
Ve o gün... Kumsalın o dayanılmaz, ezici sıcağı. Meursault bir Arap’ı öldürür. Neden mi? Bir nefret yüzünden mi? Bir intikam mı? Hayır. Sadece güneşin o anki yakıcılığı, bıçağın ucundan yansıyan ışığın gözlerini kamaştırması ve doğanın o anki kayıtsız baskısı yüzünden.
Mahkeme salonunda tetiği çeken eli değil, annesinin cenazesinde ağlamayan kalbi yargılandığında anlarız ki; Meursault’nun asıl suçu cinayet işlemek değil, "oyunu kuralına göre oynamamaktır."
İdam edilmeyi beklerken, dünyanın o tatlı kayıtsızlığına açar kendini. Mutludur. Çünkü yalan söylememiştir. Hayatın saçmalığını kucaklamış ve son ana kadar kendi gerçeğine sadık kalmıştır. Şimdi, bu büyük sessizliğin ortasında, Meursault’nun ruhundan dökülen o son şarkıyı dinleyelim...
Deniz aynı deniz, güneş aynı güneş
Bir tabanca sesi, bin sessizliğe eş
Ağlamadım diye kurdunuz darağacını
Ben sadece sustum, duymadım acını.
Yabancıyım bu sahneye, yabancıyım size
Gerçek sığar mı hiç, sahte bir söze?
Fark etmez dedikçe dünya daraldı
Geriye sadece, o çıplak güneş kaldı.
Mezarın başında sütlü bir kahve
Yalan söylemektense, razıyım ölüme
Gökyüzü kayıtsız, yer yüzü dilsiz
Bu devasa boşlukta, hepimiz kimsesiz.
Beni nefretle karşılayın o son meydanda
Çünkü dürüstlük, en büyük suçtur bu dünyada.