Sadece birkaç hafta oldu ama mide bulantılarım sık görülüyordu. Stresle elimi saçlarımın arasından geçirip banyonun aynasından kendime baktım. Annem bu süre boyunca bana neyim olduğunu sorup duruyordu yediğim bir şeyden olduğunu sanmıştı başta, ama şimdi daha temkinli gibiydi. Sürekli üzerime düşmeye başlamıştı.
"Y/n." Aniden sesini duymamla irkildim. Kapının kenarına yaslanmış kollarını göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu.
"E-efendim anne?"
"Senin neyin var? Gerçekten senin şu son iki haftadır neyin var?"
"Anne üstüme gelme diyorum! Ya sıkıyosun beni anlamıyo musun? Sıkıyosun!"
Kahretsin hormonlar yüzünden sert çıkışmıştım ve annem beni hafta başında sıkıştırdığından beri ilk sert çıkışım değildi.
Yanıma gelip kolumu sertçe tuttu ve kendine çevirdi. "Bana bak!"
Beni korkutuyordu. Gözlerim aniden doldu.
"Ne var!"
Yüzümü ellerinin arasına aldı, "Kızım.. beni ne kadar korkuttuğundan haberin var mı?. Kaç haftadır kendinde değilsin, iyi değilsin ve bir şey söylemiyorsun doktora gidelim diyorum gitmek istemiyorsun yüzün solmuş şuna bak! Ben anlamıyor muyum sanıyorsun neyin var çabuk söyle!.."
"Anne bi şeyim yok benim, bırak beni sadece bırak anladın mı?"
Ne kadar kontrol etsem de sesim titremişti. Annem hayal kırıklığı ile bana baktı. Ona bunu nasıl söylerdim kim bilir nasıl mahvolurdu.
"Hamile misin sen?" Sakin bi ses tonuyla sorduğu bu soru ilk baş tedirgin olmama neden olsa da kendimi toparlayıp cevap verdim.
"Ne- ne hamilesi anne ne diyorsun sen..." bir şeyi de beceremiyordum resmen paniklemiştim nasıl bunun aklına geldiğine dair bi fikrim yoktu.
"Bana yalan söyleme, şırfıntı! Sürtük seni! Hangi pezevengin altına yattın ha?! Söyle hangi pezevengin altına yattın or*spu!" diyip beni omuzlarımdan tutarak kendinden geçmiş bi şekilde sarstı.
Annem ilk defa bana böyle davranıyordu. Sinir krizi geçiriyordu resmen, korkudan tir tir titriyordum ama bana fiziksel olarak zarar vermesinden değil tamamen bi yabancıya dönüşmesinden. Karşımda ki annem değil; bi yabancıydı artık.
Bana söylediği laflar ruhumda hasarı büyük yer etmişti.
Kendimi zorlukla ondan alıp bir iki adım geriledim. Madem ki artık anladı ne kadar inkâr etsem de faydasızdı. Bana dediği hakaretlerden sonra gururuma yenik düşüp başımı ona dik bi tavırla kaldırdım.
"Evet. Hamileyim. Öğrendin işte. Rahatladın mı?"
Sol yanağımda hissettiğim acıyla başım yana savruldu. Annem.. Annem bana tokat atmıştı. İlk kez.
İstemsizce elimi yanağıma götürüp bakışlarımı yavaşça ona çevirdiğimde bana vurduğu eli ve çenesi titriyordu. "Yazıklar olsun sana!!."
'Asıl sana yazıklar olsun' diyemedim.
O an tek kelime edemedim. Boğazım düğüm düğümdü. Hissettiğim acı tanımlanamazdı. Kalbim acıyordu; çok sevdiğim biri tarafından kırılmıştı.
Beni tekrardan kolumdan tutup dış kapıya doğru sürükledi. Şaşkınlıkla ona döndüm; gerçi bu saatten sonra ona şaşırmamam gerekirdi.
Kapıyı hışımla açıp beni kapının önüne itekledi. "Al piçini de siktir git bir daha seni görmek istemiyorum! Senin gibi bir kızım yok benim! Kıyafetlerini de yakacağım bi başına kal ortada!" diyip kapıyı yüzüme sertçe kapadı.
O an hıçkırıklara boğulup ağlamak istedim ama hiçbi şey yapamadım. Öylece kaldım. Şok içindeydim ama bir yandan da bu kadarını hak ediyor muydum diye istemsizce düşünmeye başladım.
Gözlerimden yaşlar yavaşça akmaya başladı. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Yağmur, beni baştan aşağıya ıslatıp göz yaşlarıma karışıyordu.
Titreyen ellerimle cebimden telefonumu çıkarıp yağmurun ulaşamadığı bir yere; çatımızın altına adımladım. Annemle benim çatımdı burası. Babam öldüğünden beri... annemin benimle beraber kurduğu çatıydı. Artık benim de bu çatıda yerim yoktu.
Jungkook'un numarasına basıp kulağıma götürdüm. Üşümüş ve ıslak ellerim telefonu tutmakta zorluyordu. Bu halim bana küçük bi kızken ki halimi anımsattı.
Tek fark, o zaman annem ne zaman çaresiz olsam yanımdaydı. Ama şimdi değildi.
"Alo?" Sesini duymamla içim anlık olarak huzur bulmuş, hıçkırıklarımı serbest bırakmak istemişti. Ama ses veremedim.
|devamı yorumda|